Av. Tolga İşmen, LL.M. (KCL)
tolga@telepati.com.tr



Kanun-e


Biz nerede yanlış yaptık? Aria

İŞ-TİM Telekomünikasyon Hizmetleri A.Ş., Telekomünikasyon Kurumu aleyhine 2,5 Milyar A.B.D. Doları tazminat talebi ile bir tahkim prosedürü başlattı. Bu maddi vakıa sadece Türk telekomünikasyon sektörü için değil, Türkiye’nin yabancı sermaye çekmesine ilişkin çabaları açısından da son derece büyük bir başarısızlığı ifade ediyor. Bu başarısızlığın ise tek bir müsebbibi bulunmamakta, hepimiz suçluyuz.
Bu yazıyı biraz yapısal biçimlendirmek zorunluluğu bulunmakta. Bu nedenle öncelikle bazı maddi gerçekleri tespit edelim.
1. İş-Tim 2,5 Milyar Dolar’lık bir talepte bulunduğuna göre İş-Tim başarısız bir ticari girişim olmuştur.
2. İş-Tim (haklı veya haksız) bu başarısızlığından ötürü Telekomünikasyon Kurum’unu sorumlu tutmaktadır. Böyle bir sorumluluğun Telekomünikasyon Kurum’una isnat edilebiliyor olması bile, başı başına Kurum’un düzenleyici faaliyetlerinde veya en azından bu faaliyetleri kamuoyuna aktarmada zafiyeti olduğunu göstermektedir.
3. Türkiye’de para kazanmak için yatırım yapan ve 2,9 Milyar Dolar lisans bedeli ödeyen İş-Tim’in bu yatırımı heba olmuş, yatırdığı lisans bedelinin karşılığını (kimin suçundan olursa olsun) alamamıştır.
4. İş-Tim’in GSM-1800 sistemine ilişkin ihaleyi yüksek bir bedelle kazanmış olmasından dolayı sektöre girememiş olan Koç, Sabancı, Doğuş gibi ülkemizin önemli devlerinin sektöre zamanında girememiş olmalarından dolayı kayıpları (kaybettikleri fırsatlar) artmıştır.
5. Türk telekomünikasyon sektörüne yabancıların bakış açılarında ister istemez bir şüphe ortaya çıkmış, ciddi yatırımcılar Türkiye’nin verdiği sözleri yerine getirip getirmediğini tespit edecek olan tahkim prosedürünün sonucunu bekler hale gelmiştir.
6. İlgili her kesimin (Ulaştırma Bakanlarından, İş-Tim Genel Müdürüne Telekomünikasyon Kurulu üyelerinden, bu satırları okuyan size kadar) çok önemli zamanı, emeği ve parası bu konuya harcanmakta, bu zaman, emek ve para ile sektörde gerçekleştirilebilecek çok daha verimli konular geri plana atılmaktadır.
Bu noktada bir taraf belirlemek ve parmak göstererek kimin haklı kimin haksız olduğuna karar vermek yapılacak en kolay ve en yanlış şey. Hepimizin işaret parmağını kendimize çevirmemiz ve bu konunun bu noktaya gelmemesi için ne yapabilirdik onu düşünmesi gerekmektedir. Yoksa, “Bize verilen sözler tutulmadı”, “Biz mahkemelerin verdiği karara uymaktan başka ne yapabilirdik ki?” ya da “Biz ticari çıkarlarımız için mahkemelere başvurmuştuk” şeklindeki savunmaların pek bir anlamı veya yararı bulunmamaktadır. Bu ifadelerin hepsi birden doğru olabileceği gibi, hepsi birden yanlış da olabilir. Sonuç olarak (yapılan yatırımları, fırsat kayıplarının ve tahkimin doğurduğu verimsizlikleri saymasak bile) bu ülkenin 2,9 Milyar Dolar’ı heba olmuştur ve bu miktarı GSMH’ya oranladığımızda bu başarısızlık nedeniyle işçisinden, çiftçisine, iş adamından gazetecisine her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının 1 haftalık çalışması sonucunda ürettiği değerin uçup gittiği görülmektedir. Kimin suçlu olduğu beni ilgilendirmiyor, bir daha bu ülkenin insanlarının bir haftalık üretiminin buharlaşmaması için neler yapılması gerektiği benim sorunum.
Öncelikle düzenlemelerin net olması gerekiyor. 406 Sayılı Kanunda 4502 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle Telgraf ve Telefon Kanununa dahil olan ulusal dolaşım konusunun ne kadar karmaşık ve hukuki açıdan sorunlu bir konu olduğuna daha önce değinmiştim (Eylül 2001 ve Aralık 2001). Bu konunun Ocak 2000 tarihinde Kanunda tek bir cümle ile geçiştirilmesi son derece tehlikeli bir tercih olmuştur. Daha sonra Mart 2000’de açıklanan ihale şartnamesinde ulusal dolaşım konusunun tam olarak ele alınmaması; bu şartnameye göre sonuçlanan ihale sonucunda tahmini bedelin iki katından fazla pey süren ve rekabeti daha ihale aşamasında engelleyen İş-Tim ile imtiyaz sözleşmesi imzalanırken bu yatırımı nasıl geri döndüreceği konusunda tatminkar bir açıklama alınmaması; Kanunun açık emrine rağmen arabağlantı, ulusal dolaşım gibi konularda çok önemli yetkileri olan Telekomünikasyon Kurulu üyelerinin aylarca atamalarının yapılmayarak, Telekomünikasyon Kurum’una yeterli düzenleme yapma imkanının tanınmaması bütün bu sorunların başlangıcıydı. Telekomünikasyon Kurum’unda hiç mi suç yok? İş-Tim tamamen masum mu, bütün sorunlarının kaynağı gerçekten ulusal dolaşım hakkını elde edememesi mi? İş-Tim’in pazarlama planlama ve stratejisinde hiç mi eksik gedik yok? Turkcell, Türk Telekom, Telsim, Rekabet Kurumu, Maliye Bakanlığı, Ticaret Mahkemeleri, Danıştay, basın, üniversiteler bu konuyu çözmek, İş-Tim’in makul şartlarda pazara girmesini ve pazarda da makul şartlarda faaliyetlerini sürdürmesini, şu 2,9 Milyar Dolar’ın uçup gitmemesini temin için ellerinden geleni yaptılar mı? Bence hiçbirimizin eli temiz değil. Hepimiz Türkiye’nin bu kaynağı daha verimli kullanması için çok önemli katkılarda bulunabilirdik. Olmadı. Tahkimi kim kazanırsa kazansın, hakem heyeti kimi suçlu ilan ederse etsin, görünen o ki, İş-Tim tarihe bir başarısızlık örneği olarak geçecek. Bu başarısızlık hepimizindir. Kendi kendinize kaldığınızda, kimsenin sizi duymayacağından emin olduğunuzda, “Ben nerede yanlış yaptım?” sorusunu lütfen kendinize sorun. Bir daha ki sefere daha şanslı olabilmemiz için.
21 Nisan 2003

Köşe Yazarları